sen

1.3.06

ne diyorum ben ya.....

Haftaiçi herhangi bir günde, televizyonda kadın programlarının hüküm sürdüğü bir saatte, siz yalandan bir bahaneden ya da allah muhafaza bir hastalıktan ya da bir dertten evde oturuyorsanız yani perdelerinizin kalınını odada ışık yakacağınızdan ve içerisinin görünmesinden korktuğunuz için (günümüz insanı paranoyası) kapatıyor değil de, içeriye ışık girsin diye açmaya yelteniyorsanız, öyle bir zamanındaysanız yani günün; tarifsiz bir duygu kaplayabiliyor içinizi. Tarifsiz ama "tarifsiz bir mutluluk duyuyorum Nusret" tarifsizi değil bu. Kelimenin gerçek anlamı....Velhasıl kelam ben bu duyguya "gerçeğe en yakın zaman diliminde olduğunu farketme duygusu" diyorum. Türkçesi: O kadar gerçek bir hayatı yaşıyor oluyorsunuz ki; mekan, ses, ışık ne varsa duyulara hitap eden, hiçbiri göz boyamaya yönelik olmuyor. Böylece fazla gerçek oluyor. Bir de odanın ortasında, halıya düşen güneş ışınları varsa eğer, orda durun işte.

Asıl demek istediğim, varmaya çalıştığım nokta, hayatınızda biri olacaksa (sevgili, arkadaş, evcil hayvan vesaire), böyle bir zaman dilimini bir kere de beraber yaşamanızı öneririm. Fazlaca gerçekliğin içinde ilişkinin boyutu daha iyi anlaşılabilir. Fazla kavramsal kalıyor bu tavsiyeler Cosmopolitan testleri yanında ama bence çok daha faydalı.

Nasıl faydalı? Bilmiyorum hissi kablel vuku, ama şöyle bir savunma sunabilirim bu tezin geçerliliği için: Birincisi bu tarz bir duygu yaşatacak sahnelerde, yani gün içi evkadınları saati halıda güneş ocakta çay zamanlarında, göz boyayıcı, duygularınıza falsolu atış yapıcı, akıl celdirici hiç bir şey yok. Gece hayatında ışıklar, müzik, alkol; iş hayatında konum, pozisyon, kurumsal kelimeler; okulda serbestlik, özgürlük, ders ortamı; haftasonları tatil, gündüzleri yetişme telaşı gibi, duygularınızı gerçeği hissetmekten alıkoyacak şeyler var. Ama o saatlerde yok işte...

Nerden çıktı bilmiyorum, nerden aklıma geldi kimbilir...Ama ne zaman bu duyguyu hissetsem, kendimi fazlaca yaşıyor hissediyorum; yani haftaiçi bir gün evde oturuyorsam ve güneş halıya vuruyor bende nispeten lezzetli bir bardak çay içiyorsam aslında her şeyin ne demek ya da ne dememek olduğu daha bir net beliriyor.

Bu duyguyu yaşarken yanınızda sizden başka bir varlık varsa da, o kafanıza gerçek anlamıyla yerleşiyor. Aslında basit mantık; gece gelmeler aşkla gündüz gitmeler alışkanlıkla olur..Gece ne kadar büyüleyiciyse, gündüzler özellikle plansız ev gündüzleri sizi gerçeğe itiverir.


Kaçmak gerek hepten, kaçabilmek gerek, bırakabilmek ve o arkaya hiç bakmamak, arkaya bakmak ve hayıflanmak bir nehire bakıp kimbilir kimler boğuldu burada diye ağlamak demek. Aptallık yani...Gideceksin, koyvereceksin. Beklemeyeceksin çünkü yok, üzülmeyeceksin çünkü hiç olmadılar...Gerçeği inkar etmeyeceksin, biliyorsan kabul edeceksin; yoksa bir anda halına bir damla güneş düşer üşüye üşüye yanarsın....

0 Comments:

Post a Comment

<< Home