sen

5.12.05

hımmm....

Neyin acıttığını bulmak mı daha çok acıtır, yoksa acıtanın bir şey değil de gerçeklik olduğunun farkına varmak ve acının kaynağıyla başedememek mi? Bu soruyu bir problem olarak almak mı gerekir yoksa alışmak mı? Diyelim alışmayı reddettik, bu kaotik soruları belirli aralıklarla sorarak daha da çok canımızı yakmak ve bunu düzenli bir şekilde yapmak ne kadar akıllıca olur? Akılcılık bulaştırmadan, çok yukarılardan bakmak da bir çözüm olmadığında belki durup nefes almak gerekir. İşte o noktada sorulacak en doğru soru hangi hava hangi nefes olur herhalde...Görüleceği üzere her şey başı ve sonu belli olmayan bir döngüsel düzende işliyor. Mutluluk kaynağı olabilecek hadiselerin geçiciliğini ve yalancılığını farkettiğiniz noktada artık mutluluk verebilecek bir kaynağınız da kalmıyor işte ne yazık ki...Ama benim şahsi çözümüm alışmayı reddederek anlık mutlulukların ardındaki sürekli mutsuzluğu kabullenmek ve bu sürekli mutsuzluk bedelini ödemek pahasına geçici ve yalandan mutlulukları beklemek. Farkındalık büyük bir problem. Farkındalık olgusu bünyeye bir parazit gibi girdiğinde, anlık mutlulukların süresi olan bu "anlar" daha da kısalmaya başlıyor. Bu noktada ise kabullenmek daha mantıklı oluyor. Çünkü mutlulukların süresi azaldıkça beraberinde daha doğrusu akabinde getirdiği mutsuzluklar da daha uzun ve daha kalıcı olmaya başlıyor. Farkındalık paraziti alışmayı reddeden bünyeyi hasta etmekle kalmıyor, kısa süreli mutluluklar için sürekli mutsuzluk bedeli ödemeyi, hasta bünyeye mantıksızlık cezası olarak kesmeye başlıyor. Bu defa da ödenen bedel iki katına çıkıyor: Mutsuzluk ve mantıksızlık cezası. Ben ne kadar çözüm olarak kendime sunsam da, ne kadar çizgisel bir problem yaratmaya çalışsam da-bir başlangıç ve son belirlemek adına-problem dairesel olmaya başlıyor ve her dairesel problem gibi girdaplara iteliyor bünyeyi, ruhu, benliği vesaire....
Peki nerde durmak gerekir? Nerede sabitlenmek, neye tutunup girdaplara kapılmamak gerekir bilemiyorum. Güzel bir yalan uydurup ona inanmak gerek, en inandırıcı yalanı bulmak gerek belki de. Birileri aşk der, birileri kariyer, birileri sevdiğin işi yapmak der birileri ise varolmanın dayanılmaz hafifliği ile yetinir. Ben mi? Sizce??????????????

1 Comments:

Blogger idio_lect said...

aaaah ah!!!

10:49 AM  

Post a Comment

<< Home