hoşgeldiniz
Dışarıda öyle güzel yağmur yağıyor ki, gece bu saati ya da şu saati bile olsa çıkıp yürümek istiyorum. Ama gecenin kendisi hiç olmadığı kadar korkunç da bu vakit. Üstelik kafein ve nikotin zarhşohu olmmuşşkne (hıghk) dışarı da dolanmak...., bilemiyorum. Yukarıda birilerinin bulaşıkları birikmiş galiba, temiz bardak kalmadığı için yağmuru bardaktan değil de sürahiden döküyor sanırım. Ve gece, ve gece o kadar siyah ki o kadar karanlık ki sanırım o da herkes gibi iç kararmasından muzdarip. Aslında ben geceyi ve gökyüzünü böyle hatırlamıyorum en son baktığımdan bu yana. Son hatırladığım haleli bir dolunaydı ve bir kasım akşamından hiç beklenmedik bir kımıldanmaydı aklımda kalan gökyüzüne dair, sanki bir şey demeye çalışıyordu bana gece ve ben dinlemek istemiyordum. Bir daha da bakmadım zaten, geceye küstüm evet doğrudur. Eskiden böyle hırçın değildi ama geceler ve yağmurlar. Sanki bir yerlerde parlak bir ay bana bakardı ve sanki her yağmur damlası toprakla buluştuğu noktada sevinç çığlıkları patlatır, o şahsına münhasır sevinç osuruğu kokusunu çıkarırdı bir yandan topraktan hıncını çıkarırken. Bilemiyorum işte bu sefer daha farklı, daha karanlık, daha ıslak, daha sessiz ve daha az ürkütücü.
Ben yağmuru hiç sevmem aslında, ya geçmişin yüzleşmekten korktuğum anılarını anımsatır ya da yukarıdakinin canı biraz sıkkın olduğunu fısıldardı eskiden. Islanmak başlı başına bir ızdırap olduğu gibi, kafama çarpan şemsiyenin sinirlerimi hop oturtup hop kaldırması yağmurdan bir kere daha nefret etmeme neden olurdu. Ama diyorum ya bu gece biraz daha farklı. Yüzleşilesi bir geçmiş hatırlamıyorum, galiba gerçekten geçmiş iş işten, ya da geçmek üzere....Yukarıdakinin canının sıkkın olması ise, pöh, hiç mi hiç içime dokunmuyor. Umurumda bile değil hatta, külahları değişmiş bile olabilirz ya da belki o da yüzleşmek istemiyordur bazı şeylerle ve içine atmıştır acısını da damla damla bizden çıkıyordur kim bilir.
Pencereler sonuna kadar açık ve içine 4 defa kahve konulduğu için dibinde kabuklaşmış siyah tortudan rahatsız olan bardağım durduğu yerden surat yapıyor bana, sırtı dönük durması ve kulbunun biraz aşağıya dönük olması da bundan. İçi izmarit dolu küllüğe kıskançlıkla bakıyor, o izmaritlerle aramda özel bir şeyler olmasından şüpheleniyor sanırım ya da paylaştığımız sessizlikten rahatsız. Ama sevgili bardağımın kaprisleriyle ilgilenmektense gecedeki bu garipliği çözmeyi tercih ediyorum şu an için.
Evet bir bakalım, çok fazla karanlık, bu birinci ip ucu ve tam karşıda kıpkırmızı duran bir şey var, bu şey de fazla kırmızı hatta ve hatta bir şeyler damlıyor sanki tam üstünden, işte bu da ikinci ipucu...Hımm, ne olabilir acaba? Bir de şu koku, bu koku kesinlikle topraktan gelmiyor eminim. Aslında tanıdık bir karışım ama şu sahne için fazla dışarıdan. Çok arka plandan da ritmik bir ses işitiyorum belli belirsiz sanki bir kedi patileriyle çöp kovasına vuruyor ama eğer öyleyse o kediyi tutup bir gruba baterist yapmak gerek. Gerçeklikten uzaklaşmadan tekrar gözden geçiriyorum bu sahnenin elemanlarını. Neden olabilir, ne olabilir düşünüyorum ama bir anlam veremiyorum. Bir dakikaaaaaa........Hayır hayır olamaz, ama bu kadar karanlık bu kadar kanayan ve bir o kadar da alışıldık şey; ya bu ses............
Merdivenlerden hep beraber sesin geldiği yöne, kırmızı kırmızı kanayan o nesneye doğru yol alıyoruz. Woody Allen filmlerinden bir sahne izlermiş gibi, yağmura alışmış ve ıslanmaktan korkmayarak ilerliyoruz. Nasıl oluyorsa o kanayan şeyden damlayanlar yağmura karışmıyor, hatta aksine yağmur o kırmızı damlalara karışıyor ve o şey kanadıkça yağmur da kırmızı oluyor. Garip gece ve diğer tüm garipliklerden anlamamız gerekirdi. Burası bendenizin içi, karanlık ve kanayan ve ağlayan ve yaşamaya çalışan.......belli belirsiz..........
Ben yağmuru hiç sevmem aslında, ya geçmişin yüzleşmekten korktuğum anılarını anımsatır ya da yukarıdakinin canı biraz sıkkın olduğunu fısıldardı eskiden. Islanmak başlı başına bir ızdırap olduğu gibi, kafama çarpan şemsiyenin sinirlerimi hop oturtup hop kaldırması yağmurdan bir kere daha nefret etmeme neden olurdu. Ama diyorum ya bu gece biraz daha farklı. Yüzleşilesi bir geçmiş hatırlamıyorum, galiba gerçekten geçmiş iş işten, ya da geçmek üzere....Yukarıdakinin canının sıkkın olması ise, pöh, hiç mi hiç içime dokunmuyor. Umurumda bile değil hatta, külahları değişmiş bile olabilirz ya da belki o da yüzleşmek istemiyordur bazı şeylerle ve içine atmıştır acısını da damla damla bizden çıkıyordur kim bilir.
Pencereler sonuna kadar açık ve içine 4 defa kahve konulduğu için dibinde kabuklaşmış siyah tortudan rahatsız olan bardağım durduğu yerden surat yapıyor bana, sırtı dönük durması ve kulbunun biraz aşağıya dönük olması da bundan. İçi izmarit dolu küllüğe kıskançlıkla bakıyor, o izmaritlerle aramda özel bir şeyler olmasından şüpheleniyor sanırım ya da paylaştığımız sessizlikten rahatsız. Ama sevgili bardağımın kaprisleriyle ilgilenmektense gecedeki bu garipliği çözmeyi tercih ediyorum şu an için.
Evet bir bakalım, çok fazla karanlık, bu birinci ip ucu ve tam karşıda kıpkırmızı duran bir şey var, bu şey de fazla kırmızı hatta ve hatta bir şeyler damlıyor sanki tam üstünden, işte bu da ikinci ipucu...Hımm, ne olabilir acaba? Bir de şu koku, bu koku kesinlikle topraktan gelmiyor eminim. Aslında tanıdık bir karışım ama şu sahne için fazla dışarıdan. Çok arka plandan da ritmik bir ses işitiyorum belli belirsiz sanki bir kedi patileriyle çöp kovasına vuruyor ama eğer öyleyse o kediyi tutup bir gruba baterist yapmak gerek. Gerçeklikten uzaklaşmadan tekrar gözden geçiriyorum bu sahnenin elemanlarını. Neden olabilir, ne olabilir düşünüyorum ama bir anlam veremiyorum. Bir dakikaaaaaa........Hayır hayır olamaz, ama bu kadar karanlık bu kadar kanayan ve bir o kadar da alışıldık şey; ya bu ses............
Merdivenlerden hep beraber sesin geldiği yöne, kırmızı kırmızı kanayan o nesneye doğru yol alıyoruz. Woody Allen filmlerinden bir sahne izlermiş gibi, yağmura alışmış ve ıslanmaktan korkmayarak ilerliyoruz. Nasıl oluyorsa o kanayan şeyden damlayanlar yağmura karışmıyor, hatta aksine yağmur o kırmızı damlalara karışıyor ve o şey kanadıkça yağmur da kırmızı oluyor. Garip gece ve diğer tüm garipliklerden anlamamız gerekirdi. Burası bendenizin içi, karanlık ve kanayan ve ağlayan ve yaşamaya çalışan.......belli belirsiz..........
0 Comments:
Post a Comment
<< Home