sen

18.10.05

yağmurlu bir gündü....

.....tıpkı bugün gibi; kız derinlerde bir yerlerde huzursuzdu. ama hem derinliğin hem de yağmurdan sarhoşluğuyla hayatının-ki hayatı iyelik ekleriyle sahiplenmeyi sevmezdi,"one life,l ive it" sloganları öğretilmişti zaten ona-nasıl da akıp gittiğini, o giderken de her gidenin arkasından bakıp kaldığı gibi bakakaldığını farkedecek kadar kendinde değildi. kız kendinde değil kelimelerdeydi, şarkılardaydı, oyunlardaydı belki ama uğramadığı tek yer kendisiydi. adam fazlaca kendisindeydi, iyelik eksiz hayattaydı. istekleri vardı hayattan. bir intikam alır gibi ya da pazardan meyve alır gibi tutup koparıp alıyordu ne var ne yoksa. ne istediğini biliyor ama ne verebileceğini kestiremiyordu oysa. henüz tanışmamışlardı. yağmurlu bir gündü, tıpkı bugün gibi. kız şarkılarda adam kendindeydi her zaman olduğu gibi. istanbul hüzünlüydü hiç olmadığı gibi. edatlar bile yetersiz geliyordu o günü anlatmaya. derken kız yolda, adam arabada o mucizevi anın yakınlarında, her varlık bu karşılaşmaya şahit olmak üzere hazırken, aşk beklemezken, aşk olması gerektiği yere kızla adamın yanına giderken, bu iki kalp karşılaşmak üzereyken şimşekler çaktı ve gök gürledi, o kadar şiddetli bir gök gürlemesiydi ve gökyüzü o kadar hiddetliydi ki adamın arabasının geçtiği yolun kenarında bir evin camı patladı, adam cama baktı, kız yola atladı, adam kıza çarptı, kız yere yığıldı, adam arabadan indi kıza baktı: kız çoktan ölmüştü.
Yaşadığımız hayat buydu, iyelik eksiz ve oldukça niteliksiz. Yağmurlu bir gündü tıpkı bugün gibi....

0 Comments:

Post a Comment

<< Home